OguzYalcin
Kayıtlı Kullanıcı
Peygamberler, tarihin en karanlık dönemlerinde zulme uğramış; yalnız bırakılmış, sürgün edilmiş, öldürülmek istenmiş ve toplumlarından dışlanmıştır. Bu ağır baskı altında onların Allah'a yönelişi, sıradan bir şikâyet değil, adaletin yalnızca O'ndan gelebileceğine dair derin bir teslimiyetin ifadesiydi. Kur'an'da birçok peygamberin zalimlere karşı ettiği dua açıkça aktarılmıştır. Bu dualar; Hz. Nuh'un kavmine karşı yaptığı bedduadan Hz. Musa'nın Firavun'a yönelik niyazına, Hz. Lut'un istimdadından Hz. İbrahim'in müşrik topluluğa dair duasına kadar geniş bir yelpazede yer alır.
Hz. Nuh, dokuz yüz elli yıl boyunca kavmini hak dine davet etmiş; karşılığında alay, tehdit ve fiilî baskıyla yüz yüze gelmiştir. Artık zulüm sınırı aşıldığında, Allah'ın kendisine "artık iman etmeyecekler" diye bildirmesinin ardından şu duayı etmiştir:
Arapça:
رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْأَرْضِ مِنَ الْكَافِرِينَ دَيَّارًا
Okunuşu:
Rabbi lâ tezar alel ardı minel kâfirîne deyyârâ.
Anlamı:
"Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden hiçbir yurt sahibini bırakma."
Kaynağı: Nuh Suresi, 26. ayet.
Bu dua, bir öfke patlaması değil; onlarca yıl süren sabrın, defalarca reddedilen davetin ve geri dönüşü olmayan bir toplumsal çöküşün ardından gelen bilinçli bir teslimiyetin ifadesidir. Kur'an, Hz. Nuh'un bu duasından hemen önce "Rabbim, kavmim beni yalanladı" dediğini de aktarır. Duanın arka planı, bireysel bir intikam isteğini değil, ilahî adaletin tecellisi için edilen bir niyazı yansıtır.
Hz. Musa, Firavun'un zulmünü bizzat yaşamış; İsrailoğulları yıllarca kölelik ve baskı altında inletilmiştir. Hz. Musa, Firavun'un inanmayacağını ve zulmünü sürdüreceğini anladığında Hz. Harun ile birlikte Allah'a şu şekilde niyaz etmiştir:
Arapça:
رَبَّنَا اطْمِسْ عَلَىٰ أَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتَّىٰ يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ
Okunuşu:
Rabbenâ'tmis alâ emvâlihim veşdud alâ kulûbihim felâ yu'minû hattâ yeravul azâbel elîm.
Anlamı:
"Rabbimiz! Onların mallarını yok et, kalplerine sıkılık ver; ta ki acı azabı görünceye kadar iman etmesinler."
Kaynağı: Yunus Suresi, 88. ayet.
Bu duanın hemen ardından Allah'ın "İkinizin duası kabul edildi" buyurması (Yunus, 89), söz konusu niyazın ilahî onay gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Müfessirler bu ayeti, zulüm bir toplumun kaderini belirleyecek noktaya ulaştığında ilahî adaletin işlemeye başladığının göstergesi olarak değerlendirmiştir.
Hz. Lut, kavminin hem ahlakî sapkınlığına hem de peygambere yönelik açık düşmanlığına maruz kalmıştır. Kur'an'da onun ağzından aktarılan şu ifade, hem bir dua hem de ilahî yardım talebidir:
Arapça:
رَبِّ انصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ
Okunuşu:
Rabbi'nsurnî alel kavmil müfsidîn.
Anlamı:
"Rabbim! Beni bu bozguncular topluluğuna karşı yardımla destekle."
Kaynağı: Ankebut Suresi, 30. ayet.
Bu dua, düşmana lanet içermez; tamamen Allah'a sığınma ve O'ndan yardım dileme üzerine kuruludur. Hz. Lut'un kavmi, tarihsel olarak en ağır ilahî cezalardan birini alan topluluklar arasında yer almıştır.
Hz. İbrahim, puta tapan kavminden ve bizzat babasından dışlanmış; ateşe atılmış ve sürgüne gönderilmiştir. Onun zalimlere karşı tavrı, doğrudan bedduadan çok ilişkiyi kesme ve Allah'a sığınma biçiminde tezahür eder. Kur'an'da şu ifadeler aktarılır:
Arapça:
رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Okunuşu:
Rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke ennâ ve ileykel masîr. Rabbenâ lâ tec'alnâ fitn
Hz. Nuh'un Kavmine Karşı Ettiği Dua
Hz. Nuh, dokuz yüz elli yıl boyunca kavmini hak dine davet etmiş; karşılığında alay, tehdit ve fiilî baskıyla yüz yüze gelmiştir. Artık zulüm sınırı aşıldığında, Allah'ın kendisine "artık iman etmeyecekler" diye bildirmesinin ardından şu duayı etmiştir:
Arapça:
رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْأَرْضِ مِنَ الْكَافِرِينَ دَيَّارًا
Okunuşu:
Rabbi lâ tezar alel ardı minel kâfirîne deyyârâ.
Anlamı:
"Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden hiçbir yurt sahibini bırakma."
Kaynağı: Nuh Suresi, 26. ayet.
Bu dua, bir öfke patlaması değil; onlarca yıl süren sabrın, defalarca reddedilen davetin ve geri dönüşü olmayan bir toplumsal çöküşün ardından gelen bilinçli bir teslimiyetin ifadesidir. Kur'an, Hz. Nuh'un bu duasından hemen önce "Rabbim, kavmim beni yalanladı" dediğini de aktarır. Duanın arka planı, bireysel bir intikam isteğini değil, ilahî adaletin tecellisi için edilen bir niyazı yansıtır.
Hz. Musa'nın Firavun'a Yönelik Duası
Hz. Musa, Firavun'un zulmünü bizzat yaşamış; İsrailoğulları yıllarca kölelik ve baskı altında inletilmiştir. Hz. Musa, Firavun'un inanmayacağını ve zulmünü sürdüreceğini anladığında Hz. Harun ile birlikte Allah'a şu şekilde niyaz etmiştir:
Arapça:
رَبَّنَا اطْمِسْ عَلَىٰ أَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتَّىٰ يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ
Okunuşu:
Rabbenâ'tmis alâ emvâlihim veşdud alâ kulûbihim felâ yu'minû hattâ yeravul azâbel elîm.
Anlamı:
"Rabbimiz! Onların mallarını yok et, kalplerine sıkılık ver; ta ki acı azabı görünceye kadar iman etmesinler."
Kaynağı: Yunus Suresi, 88. ayet.
Bu duanın hemen ardından Allah'ın "İkinizin duası kabul edildi" buyurması (Yunus, 89), söz konusu niyazın ilahî onay gördüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Müfessirler bu ayeti, zulüm bir toplumun kaderini belirleyecek noktaya ulaştığında ilahî adaletin işlemeye başladığının göstergesi olarak değerlendirmiştir.
Hz. Lut'un Kavmine Karşı Yaptığı Dua
Hz. Lut, kavminin hem ahlakî sapkınlığına hem de peygambere yönelik açık düşmanlığına maruz kalmıştır. Kur'an'da onun ağzından aktarılan şu ifade, hem bir dua hem de ilahî yardım talebidir:
Arapça:
رَبِّ انصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ
Okunuşu:
Rabbi'nsurnî alel kavmil müfsidîn.
Anlamı:
"Rabbim! Beni bu bozguncular topluluğuna karşı yardımla destekle."
Kaynağı: Ankebut Suresi, 30. ayet.
Bu dua, düşmana lanet içermez; tamamen Allah'a sığınma ve O'ndan yardım dileme üzerine kuruludur. Hz. Lut'un kavmi, tarihsel olarak en ağır ilahî cezalardan birini alan topluluklar arasında yer almıştır.
Hz. İbrahim'in Müşrik Topluluğa Karşı Tutumu ve Duası
Hz. İbrahim, puta tapan kavminden ve bizzat babasından dışlanmış; ateşe atılmış ve sürgüne gönderilmiştir. Onun zalimlere karşı tavrı, doğrudan bedduadan çok ilişkiyi kesme ve Allah'a sığınma biçiminde tezahür eder. Kur'an'da şu ifadeler aktarılır:
Arapça:
رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Okunuşu:
Rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke ennâ ve ileykel masîr. Rabbenâ lâ tec'alnâ fitn